Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İlişki etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İlişkilerdeki Beklentiler

Beklemesi bedava, ulaşmanın sırrı çabada...  İnsanların ilişkilerde çeşitli beklentileri vardır:  İnsan ilişkilerinde anlaşılmak ister. Kim ilişkilerinde anlaşılmak istemez ki? İlişkilerde kopmalar insanın değer verdikleri tarafından tanınmadığını ve anlaşılmadığını hissetmesiyle başlar.  Yorgun argın işten geldiğinde evde onu sıcak bir gülümsemeyle karşılayacak bir eş, bir ebeveyn, bir arkadaş ister. “Günün nasıl geçti?” diye sorulmasını ve cevabının gerçekten merak edilmesini bekler. Tüm gün ev işi yaptığında, akşam için hazırlıklarla uğraştığında ve yorulduğunda, dışarıdan gelenlerin bunu fark etmesini ister. Bir “Eline sağlık, sen de bizim için ne çok uğraşıyorsun.” cümlesini duymayı bekler.  İnsan hak ettiğini düşündüğü değeri görmek ister. Hak ettiğini düşündüğü şekilde anlaşılmayı bekler. “Ben seni tanıyorum. Sen arabaya yer bulamazsam diye düşünüp stres olmuşsundur.” cümlesini okumak bile yüzde bir tebessüm oluşturuyor değil mi? Karşısında ne hissettiğini o s...

Doğrucu Davut

Her doğru her yerde söylenir mi?  Çocukluk hayali olan avukatlığa başlamıştı sonunda. Yeni ve heyecanlı bir dönem onu bekliyordu. Ailesinin Doğrucu Davut’u Ayşe acaba neler yaşayacaktı. Annesine benziyordu bu tarafı. Bir keresinde kırmızı ışıkta geçti diye babasını polise ihbar etmişti annesi. Polis bile bu duruma şaşırmıştı. Babası bunu hiç unutamaz, durup durup anlatırdı. Ayşe ise her defasında annesinin ne kadar da doğru yaptığını düşünürdü.  Babası genelde Ayşe’ye danışırdı: “Bunu nasıl yapalım, ne dersin?” Ayşe’ye göre babası o işi yapmamalıydı. Bir keresinde babasının ofisinde bir iş ortaklığıyla ilgili konuşmasına denk gelmişti. Sabredememiş, babası ona sormamasına rağmen lafa atlamış, babasının iş yapacağı kişiye: “Bu iş babama göre değil ayrıca ben onaylamıyorum.” deyip kendince fikrini söylemişti.  Yaşı ufakken tüm ailenin hoşuna giden bu davranışları, büyüdükçe tepki çekmeye başlamıştı. “Her şeyi sen mi doğru biliyorsun!”, “Bir şeye de karışma!”, “Her doğru her...

Ana Tohum

Tohumlar çöp değildir!  Altın, gümüş, değerli kayaç, özel işlerle üretilen mücevher, el yazması ürünler, bazen de her yerde ve herkeste bulunmayan bir bitki… Bazı insanların özel tanımladığı ve biriktirmeye yatkın olduğu şeyler vardır. Anneanneminki tohumlardı.  Son zamanlarda duyduğum bir şey; anneler çocukları için tohumlar biriktiriyor, bazı kuruluşlar özel olarak tohumlar üzerinde araştırma geliştirme çalışmaları yapmak için özel binalarda tohum biriktiriyorlardı. Duyduklarım eşimin kendisine küçüklüğünden beri yaptığı anı kutularını getirdi aklıma. Ama onunkiler bir kutuda durduğu yerde duruyor; benim çocukluğumdan kalan, hatıraları olduğu için sakladığım modası geçmiş kazaklarım da öyle.  Bizim güzel hatıralarımız için sakladıklarımız olduğu yerde pek de tazecik kalmıyordu. Bunun mümkün olmasını ne çok isterdim diye düşünürken bir yandan da mutfağı toplamak için tabaklardaki atıkları çöpe atıyordum. Teyzemin "Çekirdekler çöp değildir kızım." sesiyle, otomatik yaptığ...

Oyalanma

İnsan, Oyalanan... Çokluk yarışı insanları oyalar,  Ta ki o beklenen son gelene kadar… Ah insan, nasıl da oyalanan! Sanır ki ne kadar yersem o kadar doyacağım… Sanır ki etrafım ne kadar kalabalık olursa o kadar iyi hissedeceğim… Ne kadar sevilirsem o kadar mutlu olacağım… Ne kadar övgü alırsam o kadar beğenileceğim… Bakmaz onu kimin beğendiğine… Bakmaz övgünün kimden geldiğine… Bakmaz etrafındaki kalabalığın onu nereye sürüklediğine… Çokluk yarışı insanları oyalar,  Ta ki o beklenen son gelene kadar… İnsan bir bakar ki yaptığı her şey boşa gitmiş. Harcadıkları kendisine hayır getirmemiş. Aldığı kazaklarla kombin yapamamış, bir işe yaramamış. Kazandığı parayı ağzının tadıyla harcayamamış.  Çok lüks bir tatil ama yüzler asık… Çok güzel bir yazlık almış ama gitmek nasip olmamış. Gitmiş ama kafasını bilgisayardan kaldıramamış… Ah insan, nasıl da oyalanan! Sanır ki ne kadar çalışırsam o kadar kazanacağım... Sanır ki ne kadar harcarsam o kadar mutlu olacağım... Ne kadar malım o...

Serin Kanlı ve Derin

Vakit Geldi... Yunus bir balığın karnındaydı, Yusuf ise bir kuyuda, İbrahim ateşin tam ortasında... Ya Meryem? Sessizlik orucunda. Musa bilmediğini bilene kadar sorgulamama imtihanında. Kimdi insan?  Unutan... Peki kimdi insan?  Sınanan... Yani kimdi insan? Nankör ve zorba olan... Hakikaten kimdim ki ben? İyi olduğunda melekten bile yüce olabilen, Fakat zaaflarıma kapıldığımda yerin bile aşağısında aşağılanmaya layık olan. Eee, şimdi ihtiyacı olanı görüyorken ne yapmalıydı bu insan? Serinkanlı olabilmeliydi şu an, Belki biraz daha sabırlı... İhtiyacı asıl verenin verdiği gerçek ihtiyacı algılayacak zihin açıklığında... Biraz da merhametli... En önemlisi, sonuç değerlendirmesini doğru yapıp,  Kendi payına düşeni görmeliydi bu aciz insan. Kimeydi peki bu imtihan? Sadece o bölgedekilere miydi? Hayır hayır hayır... Şahit olan, yaşayan,  Çözümsüz şikâyet eden,  Fitneye-bozguna uğrayan,  Sahip çıkan-çıkmayan, Orada olup poz veren, burada olup dua eden... Aslında ...

Gerçek Medyam

Ne Kadarımız Gerçek? İnsanın hayatta pek çok sorumluluğu ve onlardan doğan rolleri var. Bir de bu rolleri oynarken takdir görme ve beğenilme isteği var.  Günümüzde bu isteği karşılamak için sosyal medya en çok kullanılan araçlardan biri… Yapılan paylaşımların ne kadarı gerçek? Paylaşılmayan anlarda neler var?  Bu iki soru, duymaktan çekindiğimiz, belki de unuttuğumuz gerçekleri bize hatırlatabilir. Annelik rolünde yapılan paylaşımlarda anneler hep güler yüzlü, ilgili, anlayışlı, sakin ve sabırlı… Peki, hayatın akışı içinde de öyle mi? Akşam çocuk evde huysuzluk yaptığında kaş çatıp suratı asık bir kimliğe bürünüyor muyuz? İşten çok yorgun geldiğimiz gün ödevini yapmak istemediğinde “Ben de öldüm, bittim, bir de seninle uğraşamayacağım!” diye bağırıyor muyuz? Küçük bebeğimiz oyun istediğinde eline telefon verip biraz başımızı dinlemeyi tercih ediyor muyuz?  Yanımızda bizi yargılayacak biri yokken daha mı özensiz oluyoruz? O anımıza, sahnemize beğeni verecek kimse yokken ne...

Her Şey Kabulle Başlar

Kim Kaybetmek İster?  Hani olur ya, dalgaların üstünde bir kayık gibi süzüle süzüle yüzen martı; etkilenmeden o dalgalardan, nasıl güzel yakıştırır kendisini oraya... Ya da şaşırırız her defasında bir aslanın, yavrusunun artık hayatla mücadele vakti geldiğinde, istemsizce arkasını dönüp gitmesine... Bazı acılara şahit oluruz; bir ömrü birlikte geçirdiği hayat arkadaşına veda eden bir eş… Ve sevdiğini tebessümle anışı...  Rahatlarız mesela; uzun bir direnişin ardından uykusu olan çocuğun gözlerini kapatıp uykuya dalmasıyla...  Utanırız mesela; bulunduğu zor şartlara rağmen yüzündeki gülümsemenin, kalbindeki teslimiyetin uzantısı olduğunu görünce... Düşün; bir avcının kendinden güçsüz olan avını yakalamayacağının kabulünü… Sakinleşip değiştirir kolayca yönünü, mücadeleye bir yenisiyle devam edebilmek için...  Halbuki ısrar etse ne olur? Kalsa orada... takılsa, adım atamasa...  Kabullenmese ne olur? Kaybetmez mi gücünü? Kazanabilecekken bir yenisiyle...  ...

Kazanan ve Kaybedenin Öyküsü

Kazanan kim, kaybeden kim? İnsan… Unutan ve hatırlatılan, Şaşıran ve doğru yola çıkarılan, Karanlıkta kaldığında, önü aydınlatılan, Kazanan olması beklenen....

Ağaçlı Köyü Sel Basmaz

Ağaçların farklılıklar içindeki uyumu... Halep çamı, kızıl çam, sahil çamı, fıstık çamı, servi, çınar yapraklı akçaağaç… Ne güzeldir ağaç; gölgesi, kokusu, görüntüsü…  Her mevsimde farklı; kimi zaman kuru, kimi zaman karlı ama her daim diri…

Rahatını Bozmak

Konfor alanının dışında mısın?   “Neden geldim ki?” diye düşündü Zehra karanlık ve soğuk odasında yatağında otururken. Geleli henüz birkaç saat olmuştu. Uçaktan indiğinde karşılaştığı kasvetli havaya tuttuğu odanın temiz olmaması da eklenince iyice yansımıştı yüzüne mutsuzluğu. “Neden durduk yere rahatımı bozdum ki?” 

Biz Evleniyoruz

Yeni evlenmişti. Çok yerden çok şey duymuş, hayalindeki adamla, hayalindeki yuvayı kurmuştu. Yani öyle sanıyordu... İnsan, kendisi için kusurlu bir hayal kurmaz.

Gerçekten Özgür Müsün?

Gerçekte özgürlük neydi?  Akrabalardan birinin davetine gitmek için yola çıktı. Evleri çok uzak sayılmazdı. Arabasını aldığından beri her yere arabayla gidecek biri için şaşılacak bir durum olsa da yürümek istedi. Uzun zaman sonra akrabalarıyla buluşacak olmanın gerginliği vardı üzerinde. Ne de olsa henüz bitmeyen bir miras paylaşımı vardı. Herkes payını alıp çekilse de rahat etsem diye düşündü. Oysa herkes payına düşenden fazlasını hak ettiğini iddia edecek gibiydi. 

Sizce Hepsi Aynı mı?

Farklılıklarımız ve Benzerliklerimiz... "Hepiniz aynısınız" der insan kızınca... Bütün çocuklar yaramaz. Bütün eşler dırdırcı. Bütün erkekler düşüncesiz. Bütün dostlar vefasız. Bütün kardeşler hain. Bütün patronlar nankör müdür?