Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Deneyimsel Tasarım Öğretisi Nedir?

En son yayınlar

The Purpose Of Life

The sun was shining brightly in the azure sky. Burcu woke up saying "What a beautiful summer morning." As the midday heat began to subside, she decided to go for a walk. She was going through the days where she questioned the purpose of her life. Questions kept popping up in her mind: why am I here, and where am I going to? She started walking and looking around with the thoughts in her mind. She thought for a moment how quickly this month passed. She was so busy and tired due to work and the children's school. Days, weeks, and even months were passing by. "I wish we could understand the value of time in time," she thought. While walking, her eyes fell on an old man she saw behind the garden wall. This man, in his seventies, was calmly but persistently digging the ground with the hoe in his hand. Burcu was engrossed in watching the man. She wondered what his name was, or if he has a family. Why was he working alone in this huge garden? He didn't seem to comp...

Disiplin Varsa Rol Var

Disiplini koruyamadığında gevşer insan. Gevşeklik, bir insanın düşebileceği büyük tuzaklardan biri. Ne yeteneği olursa olsun, hangi marifetlere sahip olursa olsun, hiçbirisi işe yaramaz gevşeklik gösterdiğinde… İnsan gevşediğinde ilmi ondan alınmaya başlanır. Detayları kaçırmaya başlar, yoldan kopmaya başlar. Bereketi kaçar, bereketi kaçtıkça daha gevşer, daha gevşediğinin farkına varmaz. Uyarılar gelir, uyarılar onda şikayete sebep olur. Şikayet ettikçe daha gevşer ve böylece sarmala girer. İnsan, esneklikle gevşekliği karıştırır. Bir şeyi sağlamlaştırmak istiyorsan, esnekliğini arttırman gerekir. Esneyebilirsen senin hayatının içinde dayanıklılık, sağlıklılık daha fazla olur. Esneklikle gevşekliği karıştırmamak gerekir. Karıştırırsak, o zaman kalitemizden kaybetmeye başlarız. Yaptığımız işlerin kalitesi içerik ve biçim olarak bütündür. Birini iyi yapıp diğerini gevşetemeyiz.  Gazze gevşemiyor… Gazze sımsıkı… Baskı yüksek olduğunda zihnimizi, kayıplara konsantre olmaktan sakındırm...

Bence Yani Aslında Belki

Bir günde kaç kere “sence?” " Bence " diye girdi insan nice cümlelere Bence şöyle yapılmalı. Bence böyle söylenmeli. Bence şu alınmalı. Bence bu olmadı. Bence de olmadı... Oysa ki Aslında  sorulmayan tek şey fikriydi.  Bunu çözmeye bir hayat yeter miydi? Kim bilir belki de problem o sandığı şey değildi. Yani hiç bitmez miydi ki şu endişe.  Öyle geliyordu insana lanet gibi çökünce insanın üstüne. “O ne dedi, bu ne düşündü?" Herkes yani hiç kimseydi. Belki de sorun algıda,  Başkalarındaki eksiklikleri görmekten, kendine bakamamakta Başkalarının sonuçlarına bakıp hayıflanmakta Başkalarının görüşlerine göre yaşamaya çalışmakta... Veya  Belki de kendimizi iyi tanımamakta... O halde şu "bence"leri bırakalım mı artık kenara... Ki  Zihnimizi açabilelim gerçeğin saflığına... & Deneyimsel Tasarım Öğretisi , gerçeklikle beslenen bir strateji ilmidir. Deneyimsel Tasarım Öğretisi; insanın gerçek amacını amaç edinmiştir: Mutlu ve başarılı olmak… Deneyimsel Tasarım Öğ...

Çiçek Gibi

Nesrin, çocukluğundan bu yana her gece günlük yazmaya vakit ayırırdı. Kimi zaman birkaç satır, kimi zaman uzun uzun yazardı. Kimi zaman not tutar gibi, kimi zaman içini dökerdi. İçini döktüğü gecelerden biriydi. Yorgun ama ümitle yazıyordu: Yürüyüş yapmak, yürürken etrafı izlemek, oldum olası hoşuma gitmiştir. Her seferinde de farklı yerlerde yürürüm. Bugün etrafında bir yürüyüş parkuru ve parkur kenarlarında yemyeşil ağaçlar ve çiçekler olan bir parka geldim. Çiçekler, ısınan havayı görünce her yerden fışkırmışlar resmen. Yürüyüşü bitirirken bir tane pembe çiçeği koparıp eve götürmeye karar verdim. Çiçeklerin bazılarının üzerinde arılar geziniyordu, dikkatlice bir tanesini kopardım ve inceleyerek eve dönüş yoluna geçtim.  Arılar da ağzının tadını biliyor diye düşündüm, öyle güzel kokuyor ki...  Hem kokusu, hem parlak pembe rengiyle yeşilliklerin arasında ben burdayım diyor. Öylece duruyor, toprağa ayaklarından bağlanmış. Ama arılar tepesinde dört dönüyor. Bu kadar arıyı senin...

Adaletin Bu Mu Dünya?

Adalet... Nedir? Ne zannederiz? Kim sağlar?  Kimden bekleriz? İnsan yanılır... Hayatın gösterdiklerinde arar adaleti, sağlanmadığını görünce de şikayet eder. Torpille yükselene bakar da kendi çabasına üzülür, Kolay yoldan zengin olanı görür, emeklerine acıyıp pes edesi gelir. Yanlışa ödül veren hayatı anlayamaz bir türlü, “Neden?” der. Neden kötüler daha iyi sonuç alır ki?  Adaletin bu mu dünya? İnsan yanılır... “Şu an” a bakar anlamak için, Dünyadaki sistemi kendince yorumlarken, Bir kendi hayatına bakar, bir de diğerlerine, Kıyaslar yapmaya başlar, başkasının tezgahı gündeminde olur artık. Olana değil de olmayana odaklandırır kendisini.  Tatmini azalır böylece hayattan, şükrünün azalmasıyla beraber. Oysa şu an yanıltıcıdır, panikletir insanı, yanlış noktayı işaret eder, Göstermez gerçeği, toz bulutuyla gizler hakikati Ancak gerçeğe odaklananlar görür kendisini, Kimin, ne zaman, nasıl verdiğini. İnsan yanılır... Hemen bekler sonucunu, İçinde hissettiği verdiği emeklerin ...

Hoş Mu Geldin 2025?

“Yeni yıl, yeni heyecanlar, yeni umutlar diye klişe bir giriş yapmak isterdim ama her geçen gün bir öncekini aratıyor ne yazık ki. Evet sevgili bloggerlarım senelerdir yazıyorum size. Yeri geliyor motive etmeye çalışıyorum, yeri geliyor gündemi beraber değerlendiriyoruz ama gerçekten artık yeni yıl dediğinde biri içimdeki o eski heyecanları hissedemiyorum…” Ceyda sene 2025 olmasına rağmen blog yazma alışkanlığından vazgeçmemiş hakikaten de dediği gibi senelerdir okuyucuyla içli dışlı bir bloggerdı. Kendi kitabını yazmanın bir denemesi olarak yazmaya başladığı bloğu onun bir güncesine, hatta dertleştiği bir arkadaşına dönüşmüştü. Üzerine bir de yorum yapanlar, onu destekleyenler olunca Ceyda için güzel bir serüven olmuştu bu blog.  O gün yeni yazısını yayınlamak üzere hazırlıklarını yapmış ve diz üstü bilgisayarının kapağını kapatmıştı. Gerçekten yeni yılla ilgili heyecanını kaybetmişti ve içinde garip bir duygu belirmişti. Tam olarak ne hissettiğini anlayamasa da hüzün ve öfke karı...

İnsan Cendereden Geçerse

Bir anket yapılıp insanlara sorulsa: • Mutlu musunuz? Ne kadar? • Başarılı mısınız? Ölçünüz ne? • Bir amacınız, bir hedefiniz var mı hayatın içinde? • Ne derece sabır lazım, ne kadar azmetmek lazım problemlerinizi çözerken? Kolay görünen düşündürücü sorular.  Problemsiz insan yoktur hayatta. Bazı problemlerin cevapları ise zorlar insanı. Hedefiyle ilgili bedeller öderken, bir aşamadan bir aşamaya geçiş yaparken, sanki bir cenderenin içindeymiş gibi hisseder.   Cendere ilginç bir kelime. Hem somut karşılığı var, hem soyut. Somutta “bir şeyi ezmek, sıkmak gibi işlerde kullanılan araç” anlamına gelirken, soyutta “manevi baskı” anlamına geliyor.   Cendere; basıncı ve baskıyı temsil ediyor. Cendere ve Şükür Adıyaman’da Cendere Köprüsü vardır.  Cendere çayı üzerinde yer alan ve dünyanın hâlen kullanılmakta olan en eski köprülerinden biri olarak anılan tarihi bir köprü… Eskikale isimli antik yerleşim bölgesinde bulunuyor. Kahta ve Sincik’i birbirine bağlıy...

Düşünen Karınca 2- Ben Kimim?

Ertesi gün yine koloninin dışındaydık. Dışarıda bir hayatımız vardı. Çalışıyor, koşturuyor, kesiyor parçalıyor ve içeri taşıyorduk. Bizden öncekiler, kendimiz ve bizden sonrakiler için hazırlık yapıyorduk. Bir yandan ihtiyaçlarımızı gidermek için mücadele ederken diğer yandan toprakta tarım yapıyorduk. Her birimizin görevleri vardı. Çenemiz yardımı ile kopardığımız yaprakları toprak altında saklıyorduk. Onları çiğneyip lapa haline getirip ve kuru yaprakların üzerinde mantar yetiştiriyorduk. Toprağın hava almasına ve humus yönünden zenginleşmesine sebep oluyorduk. Ormandaki ağaçlara zarar veren böcekleri avlayıp doğanın dengesinin bozulmasını önlüyorduk. Tohumları toprak altına taşıyarak, onların filizlenmesine ve çoğalmasına katkı sağlıyorduk. Sanki ne yapacağımızı doğduğumuz andan itibaren biliyorduk. Tüm bunlar bizim meylimizdi. Toprağın üzerinde şöyle bir durdum. Birkaç saniye çevremi seyrettim. Şu anda milyonlarca karınca etrafımda koşuşturuyordu. Kahverengi bir zeminde duruyorduk....

Düşünen Karınca 1-Bağ

Siz hiç karınca oldunuz mu? Ben bu sabah ilk kez gerçek bir karınca oldum. Kalk borusuyla tüm işçilerle birlikte harekete başladım. Nemli toprağın içerisinden yokuş yukarı yürüdüm. Sırayla dışarıya doğru çıkıyorduk. Göremesek de ön sıralardaki karıncaların dışarı çıktığını hemen anlıyorduk. Çünkü onlar durduğunda hepimiz duraklıyorduk. Kimse konuşmuyordu ama buna rağmen olup biteni anlıyorduk. Bu kadar sessizlikte birbirini anlayan milyarlardık. O halde konuşmak iletişim değil miydi? Sıram neredeyse gelmişti, önümdeki karınca da benim gibi ilk kez dışarı çıkıyordu. Etrafa bakınıp olan biteni anlamaya çalışırken en önde duran asker karınca ona doğru eğilip ‘Çabuk ol!’ diye bağırdı. Ama o kadar merakla etrafına bakıyordu ki askeri duymadı bile. Demek ki bağırmak da iletişim değildi.  Arkamdakiler yavaşlamasın diye seri hareketlerle ilerliyordum. Nihayet sıra bana geldi, bir anda yüzüme bir serinlik çarptı. Yaşasın, artık dışarıdaydım! Birkaç adım atarak biraz sağa çekildim. Gözlerim ...

Hiç Pişman Değilim

Karşı komşumla 25 yıldır aynı binada yaşıyoruz ama bir kere gerçekten ihtiyacını merak etmedim. Hiç pişman değilim! Bana yardım etmeye gelen birine gereksiz tepki gösterip hiç alttan almadım. Hiç pişman değilim! Borçlu olduğum halde yeni bir borca girerek tatil yaptım. Hiç pişman değilim! Yıllarca bana zarar veren bir adamla beraberdim. Onun için her şeyi yaptım. Hiç pişman değilim! Yıllar süren dostluğumu dostumun küçük bir hatası ile bitirdim. Hiç pişman değilim! Dişimle tırnağımla kazandığım sermayemi aşırı harcamaları ile yitirip 3 kere iflas ettim. Hiç pişman değilim! Hiç pişman değil miyim gerçekten? Oysa pişmanlık insanın hatadan dönebilmesi için en gerekli şeydi. Popüler kültür insana yaptıklarından hiç pişman olmaması gerektiğini empoze eder. Kulağına çalınan şarkılar bile bunu söyler durur. Peki diyelim ki ben yeni bir yemek tarifi denedim. Ve yemeği yaparken bir malzemeyi yanlış zamanda eklediğim için yemek olmadı. Bütün malzemeler boşa gitti. Malzemeleri alırken çokta para ...

Park Günlükleri

‘’Anneee, park!’’ Kırmızı spor ayakkabılarını kapmış, hızla koşarak öğrendiği iki kelime ile annesinin kucağına atladı Zeynep. Artık küçük Zeynep yürümeye başladığı için, havalar da ısınmışken, Elif’in park mesaisi başlamıştı. Zeynep, Elif’in ilk çocuğu olduğu için parklarda yeni yeni boy göstermeye başlamışlardı. Evdeki işleri hallettikten hemen sonra, parka doğru yol aldı anne kız. Caddenin hemen karşısına geçtiklerinde park, büyük bir merdiven ile karşılıyordu onları. Elif kızının öğrenebilme marifetini onun elinden almamak için çaba gösteren bir anneydi. Kızı daha yeni yürümeyi öğrendiği için ciddi bir kaza olmaması adına kızının arkasına geçerdi. Kızının önünden yürümesini teşvik ederdi ki merdiven çıkabilmeyi öğrensin. Hal böyle olunca, 5 dakikada değil de 10 dakikada parka varıyorlardı. Ama Zeynep'in kaslarının gelişmesi ve kendi başına bir şeyleri başarabilmesi için bu 5 dakikalık gecikmeye kesinlikle değerdi. Parka ulaştıklarında bir kaç tane anne ve çocuk gördüler.  ‘’Çoc...

Sakınmak Lazım Faydasız Şeylerden

Telefonda bir röportaj videosu izliyordu. Röportajı yapan adam birçok kişiye aynı soruyu soruyordu. ‘Bu  dünyada en çok neyi merak ediyorsunuz?’ Cevaplar birbirinden ilginç ve farklıydı. Bir kişi uzayı merak ettiğini söylemişti, bir diğer kişi su altını. Erkekler kadınları, kadınlar erkekleri merak ediyordu. Para nasıl kazanılır diye merak eden de vardı, para nasıl harcanılır diye merak eden de… Bir kişi “insanı” merak ediyorum dedi. ‘Neden böyle yürür, neden konuşur? Neden hiç ihtiyacı olmayan şeyleri merak eder? Bunun neden böyle olduğunu anlamak isterdim.’ İzlediği video bittikten sonra saate baktı. Saat epey ilerlemiş, yine yapması gereken işleri yetiştiremeden bir gün bitmişti.  İnternette video seyrediyordu ama sanki kendi kontrolünde değilmiş gibi hissediyordu. İnternete internet bağımlılığından nasıl kurtulurum diye yazdı. Dopamin detoksu yapılmalı diyenler de vardı. Bazı uzmanlar sınır konulmalı, şu kadar dakika bakılmalı ve sonra kapatılmalı diyordu. Ne olursa olsun ...